İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Paribu sponsorluğunda düzenlenen Filmekimi, bu yıl da dünya festivallerinde öne çıkan ve merakla beklenen filmleri izleyiciyle buluşturacak. 9–18 Ekim’de İstanbul’da, 15–18 Ekim’de Ankara’da, 22–25 Ekim’de ise İzmir ve Mersin’de gerçekleştirilecek Filmekimi’nin programında, Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerlerini yapan, ödüller kazanan ve festivalin farklı bölümlerinde öne çıkan birçok film yer alıyor.

İstanbul’daki gösterimler Kadıköy Sineması, Atlas 1948, City’s CineWAM Nişantaşı ve Paribu Art’ta; Ankara’da Kızılay Büyülü Fener, İzmir’de Paribu Cineverse MaviBahçe, Mersin’de ise Paribu Cineverse Forum Mersin’de yapılacak.

İşte Cannes’dan Filmekimi programına uzanan filmler:

Victorian Psycho

Güçlü oyuncu kadrosu, alışılmadık kurgusu, gotik atmosferi ve yaratıcı görüntü yönetimi bolca övgü toplayan bu korku-gerilim, Jane Eyre ile American Psycho’nun bir bileşimi gibi tarif ediliyor. Karanlık, dehşet verici ve bir o kadar da göz alıcı Victorian Psycho’da Longlegs, The Hand that Rocks the Cradle’dan hatırlayacağınız Maika Monroe, çığırından çıkmış mürebbiye rolündeki ikonik performansıyla hafızanıza kazınacak. The Heart Machine ve Sanctuary ile dikkatleri çeken Zachary Wigon'un bu son filmi, Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yaptı.

Buruk Noel / Bitter Christmas

Yine Pedro Almodóvar, yine duygu dolu bir film içinde film içinde film, ama yönetmen bu sefer kendine karşı hiç olmadığı kadar acımasız davranıyor. Filmekimi’nin vazgeçilmezlerinden Almodóvar'ın son yapıtı, birbirinin yansıması gibi duran, bir noktada iç içe geçen iki hikâye anlatıyor. Cannes'da Altın Palmiye için yarışan melodramı Almodóvar, “kendime hiç daha acımasız davranmamıştım” diye tarif ediyor.

Direniş / Moulin

Macar yönetmen László Nemes, bu kez Fransız direnişinin büyük kahramanı Jean Moulin’in tarihe geçen benzersiz direncini ve son günlerini beyazperdeye aktarıyor. İlk uzun metrajlı filmi Saul’un Oğlu ile Cannes'da Büyük Ödül'ü kazanan, geçen yıl da Filmekimi’nde Yetim filmi gösterilen László Nemes’in bu yeni filmi dünya prömiyerini yaptığı Cannes'da Altın Palmiye için yarıştı. Filmde Gilles Lellouche, Moulin’i canlandırırken acımasız Gestapo subayı Klaus Barbie rolünü İstanbul Film Festivali’ni defalarca ziyaret eden Lars Eidinger üstleniyor.

En Sevdiğim / The Beloved

En son 2022’de As bestas / Hayvanlar filmini izlediğimiz, ardından On Yılbaşı dizisiyle ekranlara gelen yönetmen Rodrigo Sorogoyen, Cannes'da dünya prömiyerini yapan bu sarsıcı aile dramıyla yeniden Filmekimi’nde. Hem farklı lensler hem de 65mm, 35mm, 16mm, 8mm, dijital ve Mini DV gibi birçok farklı formatta çekimleri sayesinde duygusal gerilimini sinemasal dokusuyla sağlamlaştıran En Sevdiğim, yönetmen Sorogoyen'in sözleriyle, “film yapımına dair bir hikâye. Filmin başrollerini Javier Bardem ile Victoria Luengo paylaşıyor.

Bir Kadının Hayatı / La vie d’une femme / A Woman's Life

Fransız sinemasının en güçlü iki kadın oyuncusu, Léa Drucker ile Melanie Thierry, Cannes’da ana yarışmada dünya prömiyerini yapan bu romantik dramda rol alıyor. Yönetmen Charline Bourgeois-Tacquet’nin İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Les Amours d’Anaïs / Anais’in Aşkları’ndan sonra çektiği bu ikinci filmi, kendini işine bedeni ve ruhuyla adayan, ancak kendi iç dünyasını hep ihmal eden bir cerrahı takip ediyor.

Fjord

Cannes Film Festivali’nin en iyi filmi, gerçek olaylardan esinlenen sarsıcı ve sürükleyici bir aile dramı. Kültür çatışması, ebeveynlik, kutuplaşmış toplumlar ve önyargı gibi evrensel konuları ele alan Fjord, Romanyalı yönetmen Cristian Mungiu’ya, 4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün (2007) filminden sonra ikinci Altın Palmiye’yi getirdi. Fjord’un başrollerinde A Different Man’de de birlikte rol alan Sebastian Stan (The Apprentice) ile Renate Reinsve (Manevi Değer) yer alıyor. Fjord, Romanya'nın Oscar adayı oldu. Fjord Altın Palmiye’nin yanı sıra Cannes’da François Chalais Ödülü, Vatandaşlık Ödülü, Ekümenik Jüri Ödülü ve eleştirmenler birliği FIPRESCI Ödülü’nü de kazandı.

Coward

Girl / Kız ile Cannes’da en iyi ilk filme verilen Altın Kamera’yı, Close / Yakın ile Büyük Ödül’ü kazanan Lukas Dhont, iki başrol oyuncusuna (Emmanuel Macchia & Valentin Campagne) En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandıran Coward ile Cannes’a geri döndü. Bitmek tükenmek bilmeyen Birinci Dünya Savaşı’nın boğucu günlerinde geçen film, cepheye yeni sevk edilen Belçikalı genç bir erin edindiği arkadaşıyla birlikte silah arkadaşlarının morallerini yükseltmek için gösteriler sahneleme çabalarını anlatıyor. Film, aynı zamanda Belçika’nın Oscar adayı oldu.

Hope

Na Hong-jin, The Wailing / Kara Büyü’den on yıl sonra yine hem eleştirmenlerin hem de izleyicilerin beğenisini kazanan sürükleyici bir uzaylı-bilimkurgu-aksiyon filmiyle geri döndü. Prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan Hope, tüm dünyayı tehdit eden bir canavarın yarattığı felaketin izini sürüyor.

Ata Yurdu / Fatherland

Ida ve Soğuk Savaş filmlerinin izinde, yine savaş sonrası kargaşaya ve ahlaki belirsizliğe teslim olmuş Avrupa’yı fon tutan Paweł Pawlikowski, Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü paylaşan yeni filminde kimlik, suçluluk, aile ve sevgi kavramlarını ele alıyor. Film, Nobel ödüllü yazar Thomas Mann’ın, 1949 yılında, savaşın ardından kızı refakatinde ilk kez Almanya’ya geri dönüşünü ve ABD hâkimiyetindeki Frankfurt’tan Sovyet kontrolündeki Weimar’a doğru çıktıkları yolu izliyor. Pawlikowski, filmin senaryosunu Babylon Berlin dizisinin yaratıcısı Hendrik Handloegten ile birlikte kaleme aldı.

Demir Çocuk / Iron Boy

Küçük Christophe, sık sık düşmeye başlar. Traktörde, okulda, akşam yemeğinde durduk yerde devrilip düşer hep. Demir Çocuk, doktor tavsiyesiyle demirden bir korse takmak zorunda kalan küçük Christophe’u ailesinin çiftliğinde izliyor. Fransa’da köyde geçirdiği kendi çocukluğundan ilham alan yönetmen Louis Clichy, geleneksel yöntemlerle elle kâğıt üzerine çini mürekkebiyle çizilip suluboyayla boyanmış, dokunaklı ve renkli bir ergenlik öyküsü yaratıyor. “Bu hikâye benim için kişisel bir anlam da taşıyor çünkü ben de çocukken korse giyiyordum, hâlâ da kullanıyorum” diyor Clichy, “hem bu deneyimi aktarmak istedim hem de bununla biraz eğlenmek istedim.” 2026 Cannes Belirli Bir Bakış Özel Jüri Ödülü’nü kazanan filmde küçük Christophe’u yönetmen Clichy’nin oğlu seslendiriyor.

Düşlenen Macera / The Dreamed Adventure

Valeska Grisebach’ın 2018’de İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale kazanan Western’in ardından çektiği bu dördüncü uzun metrajlı filmi, gerçekçi bir toplumsal dram. Türkiye sınırına yakın bir kasabada geçen ve Cannes’da Jüri Ödülü kazanan Düşlenen Macera, Bulgaristan’da herkesin milyoner olmayı hayal ettiği, çalkantılı ve sıkıntılı 1990’ların izlerini çağdaş bir epik suç filmi tarzında sürüyor.

Her Defa / Everytime

Mayıs ayında Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünün en iyi filmi seçilen Her Defa, kurduğu tekinsiz görsel dünyada şiirsel, şefkatli olduğunca cesur, huzursuz edici ve duygusal yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. Sandra Wollner’in yönettiği film, anıların ve kaybın getirdiği hüznün silikleşmesini derin ve keskin bir bakış açısıyla işliyor. Filmin hipnotize edici görsel dünyası, Aftersun’ın da görüntü yönetmeni olan Gregory Oke’ye teslim edilmiş. Her Defa, ağustos ayında da Saraybosna Film Festivali’nde En İyi Kurmaca Film Ödülü’ne layık görüldü ve Almanya’nın Oscar adayı oldu.

The End of It

Katalan yönetmen Maria Martínez Bayona’nın yıldızlarla dolu bu ilk uzun metrajlı filmi, ilk kez Cannes Prömiyer bölümünde izleyiciyle buluştu. Oyuncu kadrosunda Rebecca Hall, Noomi Rapace, Gael García Bernal’in yer aldığı film, hem varoluşsal bir bilimkurgu hem bir aile dramı hem de bir kara komedi... Yapay zekâya alışılmadık bir açıdan yaklaşan The End of It, yaşlanmanın tedavi edilebildiği ve ölümün artık isteğe bağlı hale geldiği yakın bir gelecekte geçiyor.

Kâğıttan Kaplan / Paper Tiger

Dört yıldır yeni filmini beklediğimiz James Gray, bol yıldızlı Kâğıttan Kaplan ile çok duygusal bir aile dramı çerçevesine gerçekçi bir suç filminin olay örgüsünü yerleştiriyor. 1986’da New York’ta geçen filmin iki kahramanı, biri eski polis biri aile babası mühendis, iki kardeş. Rus mafyası namına iş yaparak kısa yoldan para kazanabileceklerini düşünen iki kardeşin görünüşte kusursuz planı ailelerini de bulaştırdıkları bir kâbusa dönüşüyor. 35mm filme çekilen ve 80’ler atmosferini alabildiğine kullanan görselliğiyle film, hem psikolojik hem de polisiye gerilimini sürekli artırıyor. Cannes'da Altın Palmiye için yarışan Kâğıttan Kaplan, New York Film Festivali’nin açılış filmi oldu. Filmin oyuncu kadrosunda Adam Driver, Scarlett Johansson, Miles Teller yer alıyor.

Notre Salut / A Man of His Time

Sıradan, ortalama, vasat bir adam, kötülüğün sıradanlığına kapılır ve kimsenin hatırlamak istemediği, utanç verici, alelade kötü bir adam olarak tarihe geçer. Cannes’da En İyi Senaryo Ödülü’nü, CST En İyi Kurgu, Vatandaşlık Ödülü Mansiyon, Sanat Sinemaları Ödülü’nü de kazanan Notre Salut, İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa’nın güneyinde hüküm süren faşist Vichy rejimine hür iradesiyle hizmet veren Henri Marre’ın yaşam öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Filmin senaryosunu da yazan yönetmen Emmanuel Marre, verimliliği ve vatanseverliği her şeyin üzerinde tutan, emirleri hiç sorgulamadan yerine getiren büyük büyükbabasının ahlak sınırlarını zorlayan hikâyesini, yazdığı manifestodan ve mektuplaşmalardan esinlenerek aktarıyor.

Birdenbire / Soudain / All of a Sudden

Başrolündeki iki oyuncuya (Virginie Efira & Tao Okamoto) Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü getiren Birdenbire, hayatı sinema yoluyla anlayıp anlatmanın en güzel yolunu bulan filmlerden… Çarkıfelek, Kötülük Diye Bir Şey Yok ve Drive My Car ile gönlümüzde taht kuran Ryûsuke Hamaguchi, hem iki kadının yakınlığını hem de ölümle yaşam arasındaki kaçınılmaz yolculuğu iç içe geçirerek benzeri zor rastlanan bir incelikle izleyiciye aktarıyor. Film, Japonya’nın Oscar adayı oldu.

Quelques mots d'amour / Words of Love

Cannes'da Belirli Bir Bakış bölümünün en etkileyici filmlerinden Quelques mots d'amour, hem çok tanıdık gelecek hem de yüreğinizin derinliklerinde bir yerleri sızlatacak. “Hayatta olduğu gibi mizahla trajedi el ele” diyen yönetmen Rudi Rosenberg, insanı içine çeken bu sıcak dramda aile dinamiklerinin nasıl hassas ve kırılgan olduğunu incelikle işlenmiş karakterler ve duyarlılıkla ele alıyor. Filmde fedakâr anne Erika rolünü Hafsia Herzi üstleniyor.

Atonement

Cannes'da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde prömiyerini yapan ve Toronto Film Festivali programında da yer alan film, gerçek olaylardan esinlenerek savaşın gerçek bedelinin tartılamayacağını yüzümüze vuruyor. Bu sarsıcı savaş karşıtı film, Irak işgali sırasında ABD’li bir askerin anlık bir kararıyla Iraklı bir ailenin felaketine neden oluşunu ve yıllar sonra pişmanlıkla bu aileyle temasa geçme çabalarını izliyor. Boyd Holbrook, Kenneth Branagh, Hiam Abbass’ın başrollerini paylaştığı, 16mm filme çekilen Reed Van Dyk’ın bu ilk uzun metrajlı filmi, New Yorker’da yayımlanmış bir yazıdan yola çıkıyor.

Kadın Davası / L'affaire Marie-Claire / Women on Trial

1972’de Fransa, bir davayla sarsıldı. On altı yaşındaki Marie-Claire, annesi ve iki kadının yardımıyla yasadışı kürtaj yaptırmakla suçlanıyordu. Çoğunluğu erkek olan jüriden beklendik bir karar çıktı ve tecavüzcü serbest kalırken kadınlar hapis cezasına çarptırıldı. Son umutları, mağduru cezalandırıp suçluyu görmezden gelen erkek egemen sistemi karşısına alabilecek kadar cesur avukat, aktivist Gisèle Halimi oldu. Bu süreci soluksuz bir gerilimle anlatan film, Cannes'da Özel Gösterimler kapsamında dünya prömiyerini yaptı. Avukat Gisèle Halimi’yi Charlotte Gainsbourg canlandırıyor.

Biletler 2 Ekim’de genel satışta

Filmekimi biletleri, İKSV Lale Kart üyelerine özel ön satış döneminin ardından 2 Ekim Cuma 10.30’da genel satışa açılacak. Biletler passo.com.tr, Passo mobil uygulaması, Passo perakende noktaları ve Passo İKSV gişesinden alınabilecek. Öğrenciler, Eczacıbaşı Genç Bilet ile Filmekimi gösterimleri için biletlerini 50 TL’ye alabilecek.

İKSV Lale Kart üyeleri için indirimli ön satışlar Siyah Lale Kart üyelerine 29 Eylül Salı 10.30’da, Beyaz Lale Kart üyelerine 30 Eylül Çarşamba 10.30’da, Kırmızı Lale Kart üyelerine ise 1 Ekim Perşembe 10.30’da başlayacak. Siyah ve Beyaz Lale Kart üyeleri biletlerini %25, Kırmızı Lale Kart üyeleri ise %15 indirimle satın alabilecek.

Yukarı